Çanakkale Savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çanakkale Savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
91 YIL ÖNCE MUAVENET, CHURHCİLL’İ İSTİFA ETTİRMİŞTİ...
Çanakkale savaşlarının en önemli olaylarından biri nedense yıllardır yapılan kutlama törenlerinde hak ettiği yeri almaz.En az Nusrat mayın gemisinin başarısı kadar değerli bir operasyona imza atan MUAVENET-İ MİLLİYE gemisinin hikayesidir bu.
12-13 Mayıs 1915 Gecesi yaşanan bu önemli olayı 91 yılında sizlerle paylaşmak istedik:
25 Nisanda başlayan kara savaşları ile yarımadada kıyasıya bir mücadele sürmektedir. Arıburnu ve Seddülbahir cephelerinde aralıksız devam eden savaşta İngiliz ve Fransız donanmaları Türk siperlerini şiddetli top atışına tutmaktadır.. Özellikle boğaz girişi olan Morto koyunda bulunan iki İngiliz savaş gemisi Goliath ve Cornwallis taarruza kalkan Türk birliklerine yaptıkları yoğun atışlarla birlikte,boğaz girişini tüm girişlere kapatarak elimizi kolumuzu bağlıyorlardı. 13.150 tonluk bu gemiler ateş güçleri ile saldırıya katılan düşman kuvvetlerin en önemli kozuydu.
Bu gemilerin verdirdiği hasarın durdurulması için çareler aranmaya başlandı.Düşman donanmasının gücü karşısında bu gemilere karşı ancak bir şans oyunu denenebilirdi. Tabii bu oyundaki en küçük bir hatanın bedeli ölümdü…
MUAVENET-İ MİLLİYE 1909 yılında Almanya’da yapılmış,765 ton kapasitede, üzerinde küçük silahlar ve 3 adet torpido kovanı bulunan küçük bir muhripti. Gayret-i Vataniye isimli kendisi gücünde bir muhriple Marmara’ya sızan düşman denizatlılarını takip ediyorlardı. Muavenetin kaptanı Yüzbaşı Ahmet Saffet bey aldığı emirle 10 Mayıs 1915 günü gemisiyle Çanakkale’ye geldi. Kendisine yapacağı görev anlatıldığı sırada sanırım kimse bu görevin başarıyla sonuçlandırılabileceğine inanmıyordu.
MUAVENET’E MORTO KOYUNDA BULUNAN GEMİLERDEN GOLİATH’I VURMA GÖREVİ VERİLMİŞTİ.
Görev çok tehlikeli olmakla öncelikle gemi personeli ve geminin yükü azaltıldı. Boğaz ışıldakları Muavenet’in seyir yolunu aydınlatmamaları konusunda uyarıldı. Personel boğaz mayınları konusunda bilgilendirildi. Ve 12 Mayıs 1915 günü akşam saatlerinde Rumeli kıyısından Morto’ya doğru hareket eden Muavenet önce Soğanlıdere’ye gelince demirleyerek bir müddet bekledi. Gözcülerin, hedef geminin Morto koyunda demirli olduğu yönünde verdikleri son bilgi üzerin, 13 Mayıs 1915 saat: 00.30 da Muavenet süzülerek Morto’ya hareket etti.Geminin bütün ışıkları söndürülmüş ve motorlar ancak kuvvetli akıntıyı kontrol edecek kadar rölantiye alınmıştı. Bu ölüm yolculuğunda yakından geçen bir düşman muhribi Muavenet’i fark edemedi. Torpidolar 1200 metre ve 34 mile ayarlıydı. Bu nedenle isabet için mümkün olduğu kadar hedefe yaklaşmak gerekiyordu. Bu da görülme riskini arttırıyordu. Saat: 01.00 de hedef görüldü. Ancak Goliath gözcüsü de bu arada gelen gemiyi fark etmiş, ışıldakla parola sormaktaydı. Muavenet parola cevabıyla gözcüyü oyalarken güvertede tüm hazırlıklar tamamdı. Tesir mesafesine girilmişti ve saat tam 01.15 te Muavenet’in güvertesinden fırlatılan üç torpido hedeflerine doğru yol almaktaydı. Tümü hedefi buldu ve dev Goliath ile birlikte 570 İngiliz denizci ortadan kayboldu.Görev başarılmıştı, ancak geri dönüş gidişten çok daha tehlikeli idi. Çevrede bulunan düşman gemileri peşine düşseler de,Muaveneti yakalayamadılar. Hiçbir hasar almadan Çanakkale’ye dönen Muavenet’in düşman gemileri ve uçaklarına yakalanmaması için boğaz kıyılarında ateşler yakıldı, boğaz dumanla kaplandı. Sabahın ilk ışıkları ile birlikte sonuçtan haberdar olan Çanakkale halkı gün boyu bu zaferi kutladı.
Muavenet yoluna devam ederek 14.Mayıs.1915 te İstinye limanına demirledi. Kendisine büyük bir karşılama töreni yapıldı. Gemi Komutanı Yüzbaşı Ahmet Saffet binbaşılığa terfi ettirildi.
MUAVENETİN BU BAŞARISI İNGİLİZ HARP MECLİSİNİ KARIŞTIRDI. 17 MAYIS 1915 TE ÇANAKKALE HAREKATININ FİKİR BABASI OLAN CHURCHİLL İLE BİRLİKTE İNGİLİZ DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANI AMİRAL FİSHER İSTİFA ETMEK ZORUNDA KALDILAR.
ÇANAKKALEDEKİ KOMUTAN İAN HAMİLTON, GOLİATH’İN BATIRILDIĞINI DUYDUĞUNDA “ DÜŞMAN MADALYAYI HAK ETTİ” DİYEREK BU KUSURSUZ BAŞARIYI KABUL ZORUNDA KALDI.
Olayın en önemli sonucu da bir kez daha denenmesi düşünülen boğaz geçişinden vazgeçilmesidir. İngiltere’de yayınlanan gazeteler haberi manşetten verirken kullandıkları deyim enteresandı: “ DAVUT SALLAMA SAPANLA TAŞI ATTI, DEV GOLİATH’I BAŞINDAN VURDU” Çünkü Goliath, Kısasül Enbiyada anlatılan hikayeye göre Davut peygamberin kavmine musallat olan Callud isimli devin diğer adıydı. Ve çoban olan Davut peygamber, sapanla attığı taşla bu devi yenmişti.
ÇANAKKALE SAVAŞININ KÜÇÜK AMA ÖNEMLİ BİR SAYFASI. MUAVENETİN TORPİDO KOVANI ŞİMDİ ÇANAKKALE ÇİMENLİK KALE MÜZESİNDE SERGİLENİYOR.
KAHRAMANLARIMIZI SAYGI VE RAHMETLE ANIYORUM.
AVUKAT MEHMET ALTIN - ÇANAKKALE
Çanakkale savaşlarının en önemli olaylarından biri nedense yıllardır yapılan kutlama törenlerinde hak ettiği yeri almaz.En az Nusrat mayın gemisinin başarısı kadar değerli bir operasyona imza atan MUAVENET-İ MİLLİYE gemisinin hikayesidir bu.
12-13 Mayıs 1915 Gecesi yaşanan bu önemli olayı 91 yılında sizlerle paylaşmak istedik:
25 Nisanda başlayan kara savaşları ile yarımadada kıyasıya bir mücadele sürmektedir. Arıburnu ve Seddülbahir cephelerinde aralıksız devam eden savaşta İngiliz ve Fransız donanmaları Türk siperlerini şiddetli top atışına tutmaktadır.. Özellikle boğaz girişi olan Morto koyunda bulunan iki İngiliz savaş gemisi Goliath ve Cornwallis taarruza kalkan Türk birliklerine yaptıkları yoğun atışlarla birlikte,boğaz girişini tüm girişlere kapatarak elimizi kolumuzu bağlıyorlardı. 13.150 tonluk bu gemiler ateş güçleri ile saldırıya katılan düşman kuvvetlerin en önemli kozuydu.
Bu gemilerin verdirdiği hasarın durdurulması için çareler aranmaya başlandı.Düşman donanmasının gücü karşısında bu gemilere karşı ancak bir şans oyunu denenebilirdi. Tabii bu oyundaki en küçük bir hatanın bedeli ölümdü…
MUAVENET-İ MİLLİYE 1909 yılında Almanya’da yapılmış,765 ton kapasitede, üzerinde küçük silahlar ve 3 adet torpido kovanı bulunan küçük bir muhripti. Gayret-i Vataniye isimli kendisi gücünde bir muhriple Marmara’ya sızan düşman denizatlılarını takip ediyorlardı. Muavenetin kaptanı Yüzbaşı Ahmet Saffet bey aldığı emirle 10 Mayıs 1915 günü gemisiyle Çanakkale’ye geldi. Kendisine yapacağı görev anlatıldığı sırada sanırım kimse bu görevin başarıyla sonuçlandırılabileceğine inanmıyordu.
MUAVENET’E MORTO KOYUNDA BULUNAN GEMİLERDEN GOLİATH’I VURMA GÖREVİ VERİLMİŞTİ.
Görev çok tehlikeli olmakla öncelikle gemi personeli ve geminin yükü azaltıldı. Boğaz ışıldakları Muavenet’in seyir yolunu aydınlatmamaları konusunda uyarıldı. Personel boğaz mayınları konusunda bilgilendirildi. Ve 12 Mayıs 1915 günü akşam saatlerinde Rumeli kıyısından Morto’ya doğru hareket eden Muavenet önce Soğanlıdere’ye gelince demirleyerek bir müddet bekledi. Gözcülerin, hedef geminin Morto koyunda demirli olduğu yönünde verdikleri son bilgi üzerin, 13 Mayıs 1915 saat: 00.30 da Muavenet süzülerek Morto’ya hareket etti.Geminin bütün ışıkları söndürülmüş ve motorlar ancak kuvvetli akıntıyı kontrol edecek kadar rölantiye alınmıştı. Bu ölüm yolculuğunda yakından geçen bir düşman muhribi Muavenet’i fark edemedi. Torpidolar 1200 metre ve 34 mile ayarlıydı. Bu nedenle isabet için mümkün olduğu kadar hedefe yaklaşmak gerekiyordu. Bu da görülme riskini arttırıyordu. Saat: 01.00 de hedef görüldü. Ancak Goliath gözcüsü de bu arada gelen gemiyi fark etmiş, ışıldakla parola sormaktaydı. Muavenet parola cevabıyla gözcüyü oyalarken güvertede tüm hazırlıklar tamamdı. Tesir mesafesine girilmişti ve saat tam 01.15 te Muavenet’in güvertesinden fırlatılan üç torpido hedeflerine doğru yol almaktaydı. Tümü hedefi buldu ve dev Goliath ile birlikte 570 İngiliz denizci ortadan kayboldu.Görev başarılmıştı, ancak geri dönüş gidişten çok daha tehlikeli idi. Çevrede bulunan düşman gemileri peşine düşseler de,Muaveneti yakalayamadılar. Hiçbir hasar almadan Çanakkale’ye dönen Muavenet’in düşman gemileri ve uçaklarına yakalanmaması için boğaz kıyılarında ateşler yakıldı, boğaz dumanla kaplandı. Sabahın ilk ışıkları ile birlikte sonuçtan haberdar olan Çanakkale halkı gün boyu bu zaferi kutladı.
Muavenet yoluna devam ederek 14.Mayıs.1915 te İstinye limanına demirledi. Kendisine büyük bir karşılama töreni yapıldı. Gemi Komutanı Yüzbaşı Ahmet Saffet binbaşılığa terfi ettirildi.
MUAVENETİN BU BAŞARISI İNGİLİZ HARP MECLİSİNİ KARIŞTIRDI. 17 MAYIS 1915 TE ÇANAKKALE HAREKATININ FİKİR BABASI OLAN CHURCHİLL İLE BİRLİKTE İNGİLİZ DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANI AMİRAL FİSHER İSTİFA ETMEK ZORUNDA KALDILAR.
ÇANAKKALEDEKİ KOMUTAN İAN HAMİLTON, GOLİATH’İN BATIRILDIĞINI DUYDUĞUNDA “ DÜŞMAN MADALYAYI HAK ETTİ” DİYEREK BU KUSURSUZ BAŞARIYI KABUL ZORUNDA KALDI.
Olayın en önemli sonucu da bir kez daha denenmesi düşünülen boğaz geçişinden vazgeçilmesidir. İngiltere’de yayınlanan gazeteler haberi manşetten verirken kullandıkları deyim enteresandı: “ DAVUT SALLAMA SAPANLA TAŞI ATTI, DEV GOLİATH’I BAŞINDAN VURDU” Çünkü Goliath, Kısasül Enbiyada anlatılan hikayeye göre Davut peygamberin kavmine musallat olan Callud isimli devin diğer adıydı. Ve çoban olan Davut peygamber, sapanla attığı taşla bu devi yenmişti.
ÇANAKKALE SAVAŞININ KÜÇÜK AMA ÖNEMLİ BİR SAYFASI. MUAVENETİN TORPİDO KOVANI ŞİMDİ ÇANAKKALE ÇİMENLİK KALE MÜZESİNDE SERGİLENİYOR.
KAHRAMANLARIMIZI SAYGI VE RAHMETLE ANIYORUM.
AVUKAT MEHMET ALTIN - ÇANAKKALE
... 25 Nisan…. Daha düne kadar bu tarihin ne anlam ifade ettiğini birçoğumuz bilmiyorduk. Çanakkale savaşları 18 Mart’larda yapılan törenlerle hatırlanan, birçok cephede yaptığımız savaşlardan biriydi.
Çanakkale’ye 1967 yılında parasız yatılı öğrenci olarak geldim. 5 yıl orta öğrenim gördüm. Benimle birlikte Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelmiş öğrencilerle bir arada devlet yurdunda yatılı öğrenci olmamıza rağmen bize bu savaşlarla ilgili hiçbir özel bilgi verilmediği gibi 5 yıl boyunca yarımadaya götürülmedik. Oysa 1967 yılında Çanakkale Savaşları yaşanalı 52 yıl olmuştu. Bugün düşündüğümde bunun neden yapılmadığına hala bir anlam veremiyorum.
Belki aynı aymazlık devam edecekti. Ancak birileri, hem de yaşanan savaşın mağluplarının torunları bir gün binlerce kilometre öteden, okyanusu aşıp Çanakkale’ye geldiler. Bu topraklarda ölen dedeleri için ayinler düzenlemeye törenler yapmaya başladılar. Oysa onlar bu savaştan utanacak kimselerdi. Dedeleri, birilerinin vatanını ellerinden almak için saldıran tarafın askerleriydi.
Hepimiz şaşkındık. Bu insanlar bu ayıplarına rağmen nasıl oluyor da çok uzun yolları kat ederek Çanakkale’ye geliyorlardı. Gerçek kısa sürede anlaşıldı. ONLARIN DEDELERİ
İNGİLİZLER TARAFINDAN ALDATILMIŞTI. İNGİLİZ’İN BİTMEYEN HIRSINA KURBAN EDİLMİŞLERDİ. HEMEN BU ACININ ETRAFINDA KENETLENDİLER. VE DEDELERİNİ ALDATANLARI LANETLEMEK İÇİN HER YIL ÇANAKKALE’YE GELMEYE BAŞLADILAR.
Evet Anzaklar bizi kendimize getirdi.
BİZ VATANINA SALDIRILMIŞ VE BU SAVAŞTAN GALİP ÇIKMIŞ DEDELERİMİZ İÇİN HİÇ BİR ŞEY YAPMADIĞIMIZI FARKETTİK.
Çanakkale Savaşları gün gün incelenmeye başlandığında ise hayretler içinde kaldık. DEDELERİMİZİN nasıl bir acımasız canavarla savaştığını görmeye başladık. Dünya uluslarına yüzlerce yıl kan kusturan ve bugün bu tavrını hiç değiştirmeyip, menfaati olduğuna inandığı her yeri cehenneme çeviren bu katilin gerçek yüzünü, bu savaşlarda yaşattığı vahşetin birini sizlerle paylaşarak göstermek istedik .
TARİH 25.NİSAN 1915… Yarımadaya yapılan kara saldırılarının ilk günü. Yüzlerce vatan evladı şehit….Tabii bir çoğu da yaralı. Yarımadada ulaşım aracı yok.Ancak atlar ve tahta arabalar. Yaralılar bin bir güçlükle Eceabat yakınında ve cephe gerisinde bulunan Akbaş mevkiine taşınıyor. YÜZLERCE AĞIR YARALI VAR. Bunların İÇİNDE BİR ÇOĞU askerleri ile birlikte en ön saflarda çarpışan üst düzey komutanlar, Binbaşılar, yüzbaşılar…
Akbaş’ta bulunan iskelede, şirketi hayriye'nin yolcu gemilerinden HALEP GEMİSİ yaralıları İstanbul’a götürmek için hazırlanmış. Ayrıca İstanbul’da Selimiye kışlası gelecek yaralıları tedavi amaçlı hastane haline getirilmiş.
Getirilen yaralılar büyük bir itina ile gemiye alınıyor. 200 ü aşkın vatan evladı bir an önce iyileşip tekrar cepheye dönme arzusu ile arkadaşları ile vedalaşıyor.
Erzincanlı Yüzbaşı Şekip, Nevşehirli Binbaşı Ali, Dadaylı yüzbaşı Mustafa Zeki, Çankırılı Binbaşı Seçkin, Elazığlı Yüzbaşı Mehmet Servet, Urfalı yüzbaşı İbrahim Hikmet, Tokatlı binbaşı Muhittin, Pozantılı yüzbaşı Hamdi, Sivaslı binbaşı İbrahim, Halepli Ahmet oğlu Mehmet… uzayıp giden yüzlerce isim.
Akbaş mevkii cephe gerisi. Gemi yolcu gemisi. Hastane gemisi olduğu zaten düşman tarafından biliniyor. Geminin üzerinde hiçbir silah yok.
AMA DÜŞMAN ÖYLE BİLDİĞİNİZ DÜŞMANLARDAN DEĞİL. Onun için hastane gemisi, savaş gemisi fark etmiyor. O yok etmek için programlı.
Gemi, Akbaş iskelesinden dualarla ve arkadaşlarını bir daha görememek endişesi taşıyan Mehmetçiklerin gözyaşları ile günün akşama yakın saatlerinde uğurlanıyor. Daha iskeleden 10-15 metre ayrılıyor ki korkunç bir patlama kıyıda uğurlayanları yerlerinde donduruyor. Daha fazla zarar verebilmek için geminin yüklenmesini bekleyen İngiliz E-11 denizaltısı artık zamanın geldiğine inanarak torpili fırlatmıştır. Gemi kısa sürede sulara gömülüyor. Gemi personeli ile birlikte 200 ü aşkın yaralı subay ve erlerimizden hiçbiri kurtulamıyor. Akbaş cehenneme dönüyor. Herkes perişan. Kimileri suya atlayıp denize düşenleri kurtarmaya çalışıyorsa da sonuç tam bir felaket. Toplanabilen şehitler elbiseleri ile birlikte karaya alınıp topluca gömülüyor... Sağ kalanlar nefretle sıktıkları yumruklarını göğe kaldırıp bu kalleş düşmanı topraklarından atacaklarına bir kez daha gözyaşları ile haykırarak yemin ediyorlar.
HANİ ÇANAKKALE SAVAŞLARI İÇİN CENTİLMENLER SAVAŞI FALAN DENİYOR YA SAKIN İNANMAYIN. BU SAVAŞIN TEK CENTİLMENİ VATANINI SAVUNAN MEHMETÇİKTİR.
BU SAVAŞTA UĞRADIĞI ONCA HAKSIZLIĞA, KENDİSİNE KARŞI İŞLENEN ONCA İNSANLIK SUÇUNA RAĞMEN “ Bu topraklarda ölenler artık bizim çocuğumuz olmuştur” diyen komutanın neferleri MEHMETÇİKLER…
ANZAKLAR KENDİLERİNİ ALDATANLARI TANIYIP MİLLET OLMAYA ÇALIŞIRKEN, BİZDE BİRİLERİ HALA ALDATANLARIN OYUNUNDAN KURTULAMIYOR.
ANZAKLAR BİNLERCE KİLOMETRE ÖTEDEN DEDELERİNİ ANMAK İÇİN ÇANAKKALE’YE GELİRKEN, BİRİLERİ DİYARBAKIR'DAN ÇANAKKALE YE GELMEYİ AKLINDAN BİLE GEÇİRMİYOR. BU YETMİYOR, ÇANAKKALE'DE DEDELERİNİ KATLEDENLERİ RESMİ TÖRENLERLE AĞIRLIYOR.
AÇ GÖZLÜ EMPERYALİSTİN BİTMEYEN OYUNUNA FİGÜRAN OYUNCU OLUYOR. YAHU, SİZİN DEDELERİNİZİN MEZARI ÇANAKKALE’DE, SİZ NEDEN ÇANAKKALE’YE DEĞİL DE DİYARBAKIR'A GELİYORSUNUZ? DEMİYOR...
BİZ VARKEN, ONLAR YOKTU. FATİH 1453 TE İSTANBUL’U FETHETTİĞİNDE DAHA AMERİKA KITASI KEŞFEDİLMEMİŞTİ. KIZILDERİLİLER ÖZGÜR VE MUTLU YAŞIYORLARDI. BUGÜN KIZILDERİLİLER YOK…
TARİHİMİZİ, KİM OLDUĞUMUZU, KİMLERİN TORUNU OLDUĞUMUZU UNUTMAYACAĞIZ. ÇANAKKALE’DE DEDELERİMİZE, VATANIMIZA SALDIRANLARIN HEP PUSUDA OLDUĞUNU UNUTMAYACAĞIZ.
...25 NİSAN, AKBAŞ ŞEHİTLİĞİ HEPİMİZE YARIM SAAT MESAFEDE. BİNLERCE KİLOMETRE ÖTEDEN ALDATILAN DEDELERİNİ ANMAK İÇİN ÇANAKKALE’YE GELEN ANZAKLARIN NE YAPMAYA ÇALIŞTIĞINI İYİ ANLAYARAK SORUMLULUĞUMUZU YERİNE GETİRME ZAMANI.
YAŞANANI, GERÇEĞİ YERİNDE ÇOCUKLARIMIZA GURURLA ANLATMA ZAMANI. ÇOCUKLARIMIZIN ALDATILAMAMASI ADINA… ŞEHİTLERİMİZİ RAHMET VE ŞÜKRANLA ANIYORUM.
AVUKAT MEHMET ALTIN - ÇANAKKALE
Çanakkale’ye 1967 yılında parasız yatılı öğrenci olarak geldim. 5 yıl orta öğrenim gördüm. Benimle birlikte Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelmiş öğrencilerle bir arada devlet yurdunda yatılı öğrenci olmamıza rağmen bize bu savaşlarla ilgili hiçbir özel bilgi verilmediği gibi 5 yıl boyunca yarımadaya götürülmedik. Oysa 1967 yılında Çanakkale Savaşları yaşanalı 52 yıl olmuştu. Bugün düşündüğümde bunun neden yapılmadığına hala bir anlam veremiyorum.
Belki aynı aymazlık devam edecekti. Ancak birileri, hem de yaşanan savaşın mağluplarının torunları bir gün binlerce kilometre öteden, okyanusu aşıp Çanakkale’ye geldiler. Bu topraklarda ölen dedeleri için ayinler düzenlemeye törenler yapmaya başladılar. Oysa onlar bu savaştan utanacak kimselerdi. Dedeleri, birilerinin vatanını ellerinden almak için saldıran tarafın askerleriydi.
Hepimiz şaşkındık. Bu insanlar bu ayıplarına rağmen nasıl oluyor da çok uzun yolları kat ederek Çanakkale’ye geliyorlardı. Gerçek kısa sürede anlaşıldı. ONLARIN DEDELERİ
İNGİLİZLER TARAFINDAN ALDATILMIŞTI. İNGİLİZ’İN BİTMEYEN HIRSINA KURBAN EDİLMİŞLERDİ. HEMEN BU ACININ ETRAFINDA KENETLENDİLER. VE DEDELERİNİ ALDATANLARI LANETLEMEK İÇİN HER YIL ÇANAKKALE’YE GELMEYE BAŞLADILAR.
Evet Anzaklar bizi kendimize getirdi.
BİZ VATANINA SALDIRILMIŞ VE BU SAVAŞTAN GALİP ÇIKMIŞ DEDELERİMİZ İÇİN HİÇ BİR ŞEY YAPMADIĞIMIZI FARKETTİK.
Çanakkale Savaşları gün gün incelenmeye başlandığında ise hayretler içinde kaldık. DEDELERİMİZİN nasıl bir acımasız canavarla savaştığını görmeye başladık. Dünya uluslarına yüzlerce yıl kan kusturan ve bugün bu tavrını hiç değiştirmeyip, menfaati olduğuna inandığı her yeri cehenneme çeviren bu katilin gerçek yüzünü, bu savaşlarda yaşattığı vahşetin birini sizlerle paylaşarak göstermek istedik .
TARİH 25.NİSAN 1915… Yarımadaya yapılan kara saldırılarının ilk günü. Yüzlerce vatan evladı şehit….Tabii bir çoğu da yaralı. Yarımadada ulaşım aracı yok.Ancak atlar ve tahta arabalar. Yaralılar bin bir güçlükle Eceabat yakınında ve cephe gerisinde bulunan Akbaş mevkiine taşınıyor. YÜZLERCE AĞIR YARALI VAR. Bunların İÇİNDE BİR ÇOĞU askerleri ile birlikte en ön saflarda çarpışan üst düzey komutanlar, Binbaşılar, yüzbaşılar…
Akbaş’ta bulunan iskelede, şirketi hayriye'nin yolcu gemilerinden HALEP GEMİSİ yaralıları İstanbul’a götürmek için hazırlanmış. Ayrıca İstanbul’da Selimiye kışlası gelecek yaralıları tedavi amaçlı hastane haline getirilmiş.
Getirilen yaralılar büyük bir itina ile gemiye alınıyor. 200 ü aşkın vatan evladı bir an önce iyileşip tekrar cepheye dönme arzusu ile arkadaşları ile vedalaşıyor.
Erzincanlı Yüzbaşı Şekip, Nevşehirli Binbaşı Ali, Dadaylı yüzbaşı Mustafa Zeki, Çankırılı Binbaşı Seçkin, Elazığlı Yüzbaşı Mehmet Servet, Urfalı yüzbaşı İbrahim Hikmet, Tokatlı binbaşı Muhittin, Pozantılı yüzbaşı Hamdi, Sivaslı binbaşı İbrahim, Halepli Ahmet oğlu Mehmet… uzayıp giden yüzlerce isim.
Akbaş mevkii cephe gerisi. Gemi yolcu gemisi. Hastane gemisi olduğu zaten düşman tarafından biliniyor. Geminin üzerinde hiçbir silah yok.
AMA DÜŞMAN ÖYLE BİLDİĞİNİZ DÜŞMANLARDAN DEĞİL. Onun için hastane gemisi, savaş gemisi fark etmiyor. O yok etmek için programlı.
Gemi, Akbaş iskelesinden dualarla ve arkadaşlarını bir daha görememek endişesi taşıyan Mehmetçiklerin gözyaşları ile günün akşama yakın saatlerinde uğurlanıyor. Daha iskeleden 10-15 metre ayrılıyor ki korkunç bir patlama kıyıda uğurlayanları yerlerinde donduruyor. Daha fazla zarar verebilmek için geminin yüklenmesini bekleyen İngiliz E-11 denizaltısı artık zamanın geldiğine inanarak torpili fırlatmıştır. Gemi kısa sürede sulara gömülüyor. Gemi personeli ile birlikte 200 ü aşkın yaralı subay ve erlerimizden hiçbiri kurtulamıyor. Akbaş cehenneme dönüyor. Herkes perişan. Kimileri suya atlayıp denize düşenleri kurtarmaya çalışıyorsa da sonuç tam bir felaket. Toplanabilen şehitler elbiseleri ile birlikte karaya alınıp topluca gömülüyor... Sağ kalanlar nefretle sıktıkları yumruklarını göğe kaldırıp bu kalleş düşmanı topraklarından atacaklarına bir kez daha gözyaşları ile haykırarak yemin ediyorlar.
HANİ ÇANAKKALE SAVAŞLARI İÇİN CENTİLMENLER SAVAŞI FALAN DENİYOR YA SAKIN İNANMAYIN. BU SAVAŞIN TEK CENTİLMENİ VATANINI SAVUNAN MEHMETÇİKTİR.
BU SAVAŞTA UĞRADIĞI ONCA HAKSIZLIĞA, KENDİSİNE KARŞI İŞLENEN ONCA İNSANLIK SUÇUNA RAĞMEN “ Bu topraklarda ölenler artık bizim çocuğumuz olmuştur” diyen komutanın neferleri MEHMETÇİKLER…
ANZAKLAR KENDİLERİNİ ALDATANLARI TANIYIP MİLLET OLMAYA ÇALIŞIRKEN, BİZDE BİRİLERİ HALA ALDATANLARIN OYUNUNDAN KURTULAMIYOR.
ANZAKLAR BİNLERCE KİLOMETRE ÖTEDEN DEDELERİNİ ANMAK İÇİN ÇANAKKALE’YE GELİRKEN, BİRİLERİ DİYARBAKIR'DAN ÇANAKKALE YE GELMEYİ AKLINDAN BİLE GEÇİRMİYOR. BU YETMİYOR, ÇANAKKALE'DE DEDELERİNİ KATLEDENLERİ RESMİ TÖRENLERLE AĞIRLIYOR.
AÇ GÖZLÜ EMPERYALİSTİN BİTMEYEN OYUNUNA FİGÜRAN OYUNCU OLUYOR. YAHU, SİZİN DEDELERİNİZİN MEZARI ÇANAKKALE’DE, SİZ NEDEN ÇANAKKALE’YE DEĞİL DE DİYARBAKIR'A GELİYORSUNUZ? DEMİYOR...
BİZ VARKEN, ONLAR YOKTU. FATİH 1453 TE İSTANBUL’U FETHETTİĞİNDE DAHA AMERİKA KITASI KEŞFEDİLMEMİŞTİ. KIZILDERİLİLER ÖZGÜR VE MUTLU YAŞIYORLARDI. BUGÜN KIZILDERİLİLER YOK…
TARİHİMİZİ, KİM OLDUĞUMUZU, KİMLERİN TORUNU OLDUĞUMUZU UNUTMAYACAĞIZ. ÇANAKKALE’DE DEDELERİMİZE, VATANIMIZA SALDIRANLARIN HEP PUSUDA OLDUĞUNU UNUTMAYACAĞIZ.
...25 NİSAN, AKBAŞ ŞEHİTLİĞİ HEPİMİZE YARIM SAAT MESAFEDE. BİNLERCE KİLOMETRE ÖTEDEN ALDATILAN DEDELERİNİ ANMAK İÇİN ÇANAKKALE’YE GELEN ANZAKLARIN NE YAPMAYA ÇALIŞTIĞINI İYİ ANLAYARAK SORUMLULUĞUMUZU YERİNE GETİRME ZAMANI.
YAŞANANI, GERÇEĞİ YERİNDE ÇOCUKLARIMIZA GURURLA ANLATMA ZAMANI. ÇOCUKLARIMIZIN ALDATILAMAMASI ADINA… ŞEHİTLERİMİZİ RAHMET VE ŞÜKRANLA ANIYORUM.
AVUKAT MEHMET ALTIN - ÇANAKKALE
25 Nisan sabahı Anadolu yakasına Fransz çıkartması başlamazdan önce, Anzak adıyla anılan Avustralya ve Yeni Zelanda tümenlerinden kurulu ordu, Arıburnu bölgesinde karaya çıkmaya başladı. Karşılarında Yarbay Mustafa Kemal (Atatürk) komutasında 19. Tümen bulunuyordu501. Tümen komutanı ilk çıkartma haberi üzerine bütün birlikleri harekete hazır duruma getirmekle beraber, bağlı bulunduğu kolordudan herhangi bir talimat gelmediğinden beklemek zorunda kaldı. Düşmanın Kabatepe gerisindeki sırtları sarmakta olduğunu öğrenmesi üzerine komutan, sorumluluğu üzerine alarak bir kısım kuvvetleriyle Kocaçimen Tepesi'ne yöneldi. Bir birliğimizin Conk Bayırı'na çıktığım Öğrenince oraya koştu. Cephanesi kalmadığından "Düşmandan kaçılmaz!" diyerek askerlere süngü taktırtıp mevzi aldırdı. Düşman da mevziye girdi. Bu suretle kazanılan an Mustafa Kemal'in yaşamında olduğu kadar Çanakkale Savaşı'nın kaderinde de önemli rol oynadı. Bu müddet içinde Mustafa Kemal istirahat için geride bırakmış olduğu kuvveti getirterek düşmana saldırdı ve onu yapışmış olduğu sırttan geri attı. Bu suretle ne Liman Paşa'nın ne de Cevat Paşa'nın stratejik önemini kavrayamamış oldukları Yarımada'nın güney kısmının anahtarı olan Conkbayırı ile Sarıbayır düşman eline geçmekten kurtulmuş oldu. İngilizler buralara yerleşmiş olsalardı, Türklerin savunma sistemi çökecek, bu çöküş ile belki de düşman çıkarması ve savaşın sonu da hızlanmış olacaktı. Düşman söz konusu saldırıyı takiben denize dökülemedi. Fakat Yarımada'nın boşaltılmasına kadar sürecek müddet zarfında savaş gemilerinin korunmasının yapılacağı dar bölgeye sıkıştırılmış oldu. Bu bölgede başlayan mevzi savaşı arasıra iki taraf kuvvetlerinin saldırıya geçmeleriyle noktalanıyordu. 6 Mayıs'ta Türk kuvvetlerinin İngilizleri denize dökmek için giriştikleri saldırı başarısızlıkla sonuçlanınca, burada tekrar mevzi savaşlara dönüldü.
Daha önce yabancı kaynaklardan ve Anzakların anılarından yapılan aktarmalarla nasıl başlandığı ve ilk günleri açıklanan Arıburnu’ndaki Anzak Kolordusunun Nisan’da yaptığı çıkarmanın temel amacı önce, Kabatepe ile KüçükArıburnu arasındaki kumsallık bölgeye çıkmaktı. İlk aşamada Conkbayırı- Kocaçimentepe çizgisi denetim altına alınıp, oradan Maltepe bölgesi ele geçirilecek, böylece, Kuzeyde’ki Türk kuvvetlerinin Güneyde, Seddülbahir bölgesindeki Türk birliklerine yardımı engellenmiş olacaktı.25 Nisan sabahı savaş gemilerinin, Türk mevzilerini sürekli vuran koruyucu ateş altında, Anzak Kolordusu’nun 1. Tugayından 1500 kişilik ilk hücum dalgası, çıkarma botlarının bir şekilde kuzeye kayması sonucu, saat 05.00’te, Kabatepe bölgesi yerine Arıburnu kesimine çıkmak zorunda kalır.
Anzak Koyu
Bu noktada kıyı gözetlemesi yapan bir Türk takımının direnişine karşın, karaya çıkan Anzak birlikleri belirli bir noktaya kadar ilerler. Diğer taraftan, Bigalı’da bulunan ordu yedeği 19. Tümen, 24-25 Nisan gecesi Conkbayırı yönünde tatbikat yapmakta idi. Gün ağarırken, Arıburnu yönünden top seslerinin gelmesi üzerine, 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, bir çıkarma yapıldığını anlayıp durumu Ordu Komutanına bildirir, ancak bir yanıt alamaz. Durum çok kritiktir. Mustafa Kemal, kıyıda çok zayıf gözetleme ve koruma birlikleri olduğunu düşünerek ve geniş bir sahile yayılmış olan 27. Alayın da, ağır kayıplar verdiği haberini alınca, düşmanın Conkbayırı-Kocaçimentepe çizgisi ve uzantısını ele geçirmesi durumunda, onarılamayacak durumlarla karşılaşacağını kavrar. Ordudan emir gelmemiş olmasına karşın girişimi ele alıp tüm sorumluluğu yüklenerek, 57.Alayı bir batarya ile Kocaçimentepe yönünde harekete geçirir. Kendisi de durumu izlemek üzere Conkbayırı’na çıktığında,, Arıburnu kesiminden bazı askerlerin çekilmekte olduklarını ve düşman birliklerinin de bunları izlediklerini görür. O anı Mustafa Kemal, Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle anlatmaktadır.
“...Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme ve korunmasıyla görevli olarak orada bulunan bir müfreze askerin Conkbayırına doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm... Bu askerlerin önüne kendim çıkarak:
- Niçin kaçıyorsunuz ? dedim.
- Efendim düşman dediler!
- Nerede?
- İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.
Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir serbestlik içinde ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben kuvvetleri (geride) bırakmışım, askerler on dakika istirahat etsin diye...Düşman da bu tepeye gelmiş...Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık bilemiyorum, bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir, bilmiyorum. Kaçan askerlere:
- Düşmandan kaçılmaz, dedim.
- Cephanemiz kalmadı, dediler.
- Cephaneniz yoksa süngünüz var,dedim.
Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırına doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerinin ‘ marş marşla’ benim bulunduğum yere gelmeleri için, yanımdaki emir subayını geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca, düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an, bu andır...”
Gerçekten de, çekilen Türk askerleri mevzi alınca, karşı taraf ta mevzi alıp duraklar. Böylece, 57. Alay Öncü Bölüğü'nün Conkbayırı’na yerleşmesi için gereken süre kazanılmış olur. İşte bu an, Çanakkale Savaşları Kara Harekatı’nın kaderini belirleyen önemli anlardan birisidir. Böylesine önemli anda kilit rolü oynayan kişi ise, tartışmasız Mustafa Kemal’dir. Bu husus, Çanakkale Savaşları tarihiyle uğralan Türk ve yabancı bütün uzmanlar tarafından doğrulanıp vurgulanmaktadır.
Daha sonra, Kolordu Komutanı Esat Paşa'nın izniyle, 27. Alay’dan geri kalan birlikleri de emrine alan Tümen Komutanı Mustafa Kemal, karşı saldırıya geçmek üzere 57.Alay'a şu emri verir : “ Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.”
25 Nisan 1915 günü, vakit ikindiye yaklaşırken, ilk çıkarma kademesi olan tümenin sahile çıkışı da tamamlanmıştır. Ne var ki, 27. Alayın birlikleri ve 57. Alayın yaptığı karşı saldırı ile süngü hücumları sonucu Anzaklar çok sayıda kayıp vermiş ve sahile çekilmişler, kritik ve endişeli anlar yaşamaktadırlar. Gene de gün batarken, Anzak Kolordusu’nun sahile çıkan Tümeni, Arıburnu’nun sarp yamaç ve tepelerinde yerleşme olanağı bulur. Bu tarihten başlayarak harekat, 1915’in Ağustos ayına kadar dört ay boyunca, Conkbayırı- Kocaçimentepe-kabatepe bölgelerinde, tarafların karşılıklı saldırı ve özellikle gece yapılan süngü hücumlarıyla, yakın boğuşmalar şeklinde ve çok kanlı çarpışmalarla geçecektir. Bu çarpışmalar sırasında Türkler de, Anzaklar da ağır kayıplar vermişlerdir. Ağustos ile birlikte ise savaş şiddetli çarpışmalara dönüşür. Tıpkı Seddülbahir’de olduğu gibi, Anzak ordusu da taarruz hedeflerine varamamış, çıktıkları yerlerde 3-4 km.lik bir mesafe ilerleyip, boşaltmaya kadar da o noktada kalmışlardır
Daha önce yabancı kaynaklardan ve Anzakların anılarından yapılan aktarmalarla nasıl başlandığı ve ilk günleri açıklanan Arıburnu’ndaki Anzak Kolordusunun Nisan’da yaptığı çıkarmanın temel amacı önce, Kabatepe ile KüçükArıburnu arasındaki kumsallık bölgeye çıkmaktı. İlk aşamada Conkbayırı- Kocaçimentepe çizgisi denetim altına alınıp, oradan Maltepe bölgesi ele geçirilecek, böylece, Kuzeyde’ki Türk kuvvetlerinin Güneyde, Seddülbahir bölgesindeki Türk birliklerine yardımı engellenmiş olacaktı.25 Nisan sabahı savaş gemilerinin, Türk mevzilerini sürekli vuran koruyucu ateş altında, Anzak Kolordusu’nun 1. Tugayından 1500 kişilik ilk hücum dalgası, çıkarma botlarının bir şekilde kuzeye kayması sonucu, saat 05.00’te, Kabatepe bölgesi yerine Arıburnu kesimine çıkmak zorunda kalır.
Anzak Koyu
Bu noktada kıyı gözetlemesi yapan bir Türk takımının direnişine karşın, karaya çıkan Anzak birlikleri belirli bir noktaya kadar ilerler. Diğer taraftan, Bigalı’da bulunan ordu yedeği 19. Tümen, 24-25 Nisan gecesi Conkbayırı yönünde tatbikat yapmakta idi. Gün ağarırken, Arıburnu yönünden top seslerinin gelmesi üzerine, 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, bir çıkarma yapıldığını anlayıp durumu Ordu Komutanına bildirir, ancak bir yanıt alamaz. Durum çok kritiktir. Mustafa Kemal, kıyıda çok zayıf gözetleme ve koruma birlikleri olduğunu düşünerek ve geniş bir sahile yayılmış olan 27. Alayın da, ağır kayıplar verdiği haberini alınca, düşmanın Conkbayırı-Kocaçimentepe çizgisi ve uzantısını ele geçirmesi durumunda, onarılamayacak durumlarla karşılaşacağını kavrar. Ordudan emir gelmemiş olmasına karşın girişimi ele alıp tüm sorumluluğu yüklenerek, 57.Alayı bir batarya ile Kocaçimentepe yönünde harekete geçirir. Kendisi de durumu izlemek üzere Conkbayırı’na çıktığında,, Arıburnu kesiminden bazı askerlerin çekilmekte olduklarını ve düşman birliklerinin de bunları izlediklerini görür. O anı Mustafa Kemal, Ruşen Eşref Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında şöyle anlatmaktadır.
“...Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme ve korunmasıyla görevli olarak orada bulunan bir müfreze askerin Conkbayırına doğru koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm... Bu askerlerin önüne kendim çıkarak:
- Niçin kaçıyorsunuz ? dedim.
- Efendim düşman dediler!
- Nerede?
- İşte! diye 261 rakımlı tepeyi gösterdiler.
Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti 261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir serbestlik içinde ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben kuvvetleri (geride) bırakmışım, askerler on dakika istirahat etsin diye...Düşman da bu tepeye gelmiş...Demek ki düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık bilemiyorum, bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir, bilmiyorum. Kaçan askerlere:
- Düşmandan kaçılmaz, dedim.
- Cephanemiz kalmadı, dediler.
- Cephaneniz yoksa süngünüz var,dedim.
Ve bağırarak bunlara süngü taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda Conkbayırına doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile dağ bataryasının yetişebilen askerlerinin ‘ marş marşla’ benim bulunduğum yere gelmeleri için, yanımdaki emir subayını geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere yatınca, düşman askerleri de yere yattı. Kazandığımız an, bu andır...”
Gerçekten de, çekilen Türk askerleri mevzi alınca, karşı taraf ta mevzi alıp duraklar. Böylece, 57. Alay Öncü Bölüğü'nün Conkbayırı’na yerleşmesi için gereken süre kazanılmış olur. İşte bu an, Çanakkale Savaşları Kara Harekatı’nın kaderini belirleyen önemli anlardan birisidir. Böylesine önemli anda kilit rolü oynayan kişi ise, tartışmasız Mustafa Kemal’dir. Bu husus, Çanakkale Savaşları tarihiyle uğralan Türk ve yabancı bütün uzmanlar tarafından doğrulanıp vurgulanmaktadır.
Daha sonra, Kolordu Komutanı Esat Paşa'nın izniyle, 27. Alay’dan geri kalan birlikleri de emrine alan Tümen Komutanı Mustafa Kemal, karşı saldırıya geçmek üzere 57.Alay'a şu emri verir : “ Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.”
25 Nisan 1915 günü, vakit ikindiye yaklaşırken, ilk çıkarma kademesi olan tümenin sahile çıkışı da tamamlanmıştır. Ne var ki, 27. Alayın birlikleri ve 57. Alayın yaptığı karşı saldırı ile süngü hücumları sonucu Anzaklar çok sayıda kayıp vermiş ve sahile çekilmişler, kritik ve endişeli anlar yaşamaktadırlar. Gene de gün batarken, Anzak Kolordusu’nun sahile çıkan Tümeni, Arıburnu’nun sarp yamaç ve tepelerinde yerleşme olanağı bulur. Bu tarihten başlayarak harekat, 1915’in Ağustos ayına kadar dört ay boyunca, Conkbayırı- Kocaçimentepe-kabatepe bölgelerinde, tarafların karşılıklı saldırı ve özellikle gece yapılan süngü hücumlarıyla, yakın boğuşmalar şeklinde ve çok kanlı çarpışmalarla geçecektir. Bu çarpışmalar sırasında Türkler de, Anzaklar da ağır kayıplar vermişlerdir. Ağustos ile birlikte ise savaş şiddetli çarpışmalara dönüşür. Tıpkı Seddülbahir’de olduğu gibi, Anzak ordusu da taarruz hedeflerine varamamış, çıktıkları yerlerde 3-4 km.lik bir mesafe ilerleyip, boşaltmaya kadar da o noktada kalmışlardır
Canakkale Kahramanlari sesli slayti
Indirme Linki:
Canakkale Zaferi sesli slayti
Indirme Linki:
CANAKKALE Zaferinin Onemi sesli slayti
Indirme Linki:
Canakkale ve Vatan sesli slayti
Indirme Linki:
Canakkale 1915 sesli slayti
Indirme Linki:
DUR YOLCU sesli slayti
Indirme Linki:
Bir Bayrak Ruzgar Bekliyor sesli slayti
Indirme Linki:
Pusuladaki Not sesli slayti
Indirme Linki:
Canakkale Savasi sesli slayti
Indirme Linki:
Canakkale Sanal Muze sesli slayti
Indirme Linki:
Sanli Tarihimizin Kahraman Sehitleri sesli slayti
Indirme Linki:
Turk Askerinden insanlik Dersi sesli slayti
Indirme Linki:
.
MEMEDİM sesli slayti
Indirme Linki:
KAHRAMANLIK sesli slayti
Indirme Linki:


