Canakkale Kahramanlari sesli slayti

Indirme Linki:
Canakkale Zaferi sesli slayti

Indirme Linki:
CANAKKALE Zaferinin Onemi sesli slayti

Indirme Linki:
Canakkale ve Vatan sesli slayti

Indirme Linki:
Canakkale 1915 sesli slayti

Indirme Linki:
DUR YOLCU sesli slayti

Indirme Linki:
Bir Bayrak Ruzgar Bekliyor sesli slayti

Indirme Linki:
Pusuladaki Not sesli slayti

Indirme Linki:
Canakkale Savasi sesli slayti

Indirme Linki:
Canakkale Sanal Muze sesli slayti

Indirme Linki:
Sanli Tarihimizin Kahraman Sehitleri sesli slayti

Indirme Linki:
Turk Askerinden insanlik Dersi sesli slayti

Indirme Linki:
.
MEMEDİM sesli slayti

Indirme Linki:
KAHRAMANLIK sesli slayti

Indirme Linki:

Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye'de
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garib alem bu!..
Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu...
Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
Bu sukünette karıştıkca karanlıkla ışık
Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya.
Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor,
Bu saatlerde Süleymaniye tarih oluyor.
Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
Adamış sevdiği Allah'ına bir böyle yapı.
En güzel mabedi olsun diye en son dinin
Budur öz şekli hayal ettiği mimarının.
Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul'un ufkunda bu kudsi tepeyi;
Taşımış harcını gazileri, serdarıyle,
Taşı yenmiş nice bin işcisi, mimarıyle.
Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
Uhrevi bir kapı açmiş buradan gökyüzüne,
Taa ki geçsin ezeli rahmete ruh orduları..
Bir neferdir bu zafer mabedinin mimari.
Ulu mabed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
Ben de bir varisin olmakla bügün mağrurum;
Bir zaman hendeseden abide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,
Senelerden beri ru'yada görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını
Görüyor varliğının bir yere toplandığını;
Büyük Allah'ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses;
Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!
Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbir'i
Ne kadar saf idi siması bu mu'min neferin!
Kimdi? Banisi mi, mimarı mı ulvi eserin?
Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli,
Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;
Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
Vatanın hem yaşıyan varisi hem sahibi o,
Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,
Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,
Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.
Karşı dağlarda tutuşmus gibi gül bahçeleri,
Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
Çok yakından mı bu sesler, cok uzaklardan mı?
Üsküdar'dan mı? Hisar'dan mı? Kavaklar'dan mı?
Bursa'dan, Konya'dan, İzmir'den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
Şimdi her merhaleden, taa Beyazıd'dan, Van'dan,
Aynı top sesleri birbir geliyor her yandan.
Ne kadar duygulu, engin ve mübarek bu seher!
Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
Dinliyor hepsi büyük hatıralar rüzgarını,
Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.
Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
Kosva'dan, Niğbolu'dan, Varna'dan, İstanbul'dan..
Anıyor her biri bir vak'ayı heybetle bu an;
Belgrad'dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar'dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra-dağlardan mı?
Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
Adalar'dan mı? Tunus'dan mı, Cezayir'den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi
Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;
O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?
Ulu mabedde karıştım vatanın birliğine.
Çok sükür Tanrıya, gördüm, bu saatlerde yine
Yaşıyanlarla beraber bulunan ervahı.
Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.
Yahya Kemal Beyatlı
İstanbul’un fethine dair her şey tartışıldı. Asker sayısı, karadan yüzdürülen gemilerin ebadı, fetih gününün tarihi…. Ama Fatih’in ordusunda yer alan, evlad-ı fatihanla yan yana savaşan binlerle ifade edilen Hıristiyan asker hiç tartışma konusu olmadı.
Osmanlı Ordusu’ndaki Hıristiyan askerler bu gün tespit edilmiş olmamakla birlikte çok tartışılmayan, gündeme gelmeyen bir konu. 1432 tarihli Arvanit (Arnavut Sancağı) defterine dayanarak çok eski tımar sistemini inceleyen Prof. Dr. Halil İnalcık, Osmanlı Devleti tarafından yerli Hıristiyanların önde gelenlerine tımar verildiğini görür. Tarih biliminde bu önemli bir buluş olarak kayda geçer. 1952 yılında Belleten dergisinde kaleme aldığı makaleyle bunu akademik dünyaya duyurur. İnalcık’ın hayat hikâyesini ve görüşlerini ihtiva eden, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan Tarihçinin Kutbu (söyleşi Emine Çaykara) adlı kitapta anlattığına göre bu tez profesörlüğünün kapılarını açmıştır. Peki, bu tez neden önemlidir?
“Osmanlı Devleti Balkan’da mevcut aristokrasiyi kılıçtan geçirmemiş, aksine tımar vererek Bulgar, Sırp, Arnavut senyörünü yerinde bırakmış, işbirliği yapmış onlarla. Böylelikle Osmanlı Balkanlar’da yüksek sınıfı tımar rejimine sokarak Osmanlılaştırmış ve Müslüman olma şartı koymamıştır.” İşte bu yüzden, İstanbul 1453’te kuşatıldığında Fatih’in ordusunda pek çok Hıristiyan asker vardır.
Tımarlı sipahiler toprak yönetiminin bir parçasıydı. Yükselme döneminden sonra eski popülaritesini yitirse de İstanbul’un fethi tarihinde Osmanlı Devleti’nin en önemli askerî kuvvetlerini teşkil etmekteydi. Sistem bir yönüyle toprağın işlenmesini ve ürün alınmasını sağlarken, diğer yönüyle de devletin asker ihtiyacının karşılanmasını sağlıyordu. İnalcık, Tarihçi’nin Kutbu’nda sistemi şöyle anlatıyor: “Osmanlı Sırbistan’a, Arnavutluk’a, Bulgaristan’a gittiği zaman, diyelim 20-30 köyü olan bir soylu asker var; Osmanlı 30 köyün 20’sini elinde bırakmış, fakat kendisini tımar, zeamet sahibi olarak kaydetmiş defterlere. Başlangıçta dinlerini değiştirmesini de istememiş. Mesela Arnavutluk’ta eski Hıristiyan feodallerin yüzde 35’i Osmanlı tımar sipahisi. Bu, Osmanlı yayılışını, egemenliğini kolaylaştıran bir yöntem. Vesikalarda birkaç nesil tımar sahiplerini Hıristiyan olarak görüyoruz.” Peki, sonra ne oluyor. “Müslümanlarla savaşa gidip gelmek onları İslam’a ısındırıyor; ordunun sahada namazgahta namaz kıldıklarını görüyor, zamanla Müslümanlaşıyorlar. Öyle ki, Hıristiyan tımar, zeamet sahipleri arasında sancakbeyi olanlar var, sonra Müslüman oluyorlar.”
Farklı kaynaklar Osmanlı Ordusu’nda yer alan Hıristiyan askerlerin sadece tımarlı sipahiler grubunda yer almadığını gösteriyor. Graf Marsigli, 1934 tarihli “Osmanlı İmparatorluğu’nun Zuhur ve Terakkisinden İnhitatı (Gerileme) Zamanına Kadar Askerî Vaziyeti” başlıklı çalışmasında sefere çıkan Osmanlı ordusunun sadece kapıkulu askerleri ve tımarlı sipahilerden ibaret olmadığını belirtiyor. “Bunların dışında Kırım Hanlığı’na ve salyaneli (Eflak ve Boğdan) eyaletlere bağlı askerler ile Fransız, Ulah ve Moldovalı askerler de Osmanlı ordusu ile birlikte sefere katılırdı.”
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin İstanbul’un Fethi maddesinde konuya ilişkin birkaç satır bulmak mümkün. “Osmanlı ordusunda bilhassa toprak altında tünel kazan (lağımcı) grup arasında 300 kadar Sırp madencinin bulunduğu, ayrıca Alman, Bohemyalı, Macar ustaların görev yaptığı belirtilir. Silah ve teçhizat yönüyle çok kuvvetli olan orduda asıl gücü Anadolu ve Rumeli tımarlı askerler teşkil etmekteydi.(Prof. Dr. Ferudun Emecen)”
Dr. Erhan Afyoncu, sorularla Osmanlı İmparatorluğu kitabında yağma için gelmiş olan Hıristiyanlara işaret ediyor. “Osmanlı askerleri şehre durdurak bilmeden saldırıyorlardı. Fatih ilk olarak azapları ve ordusundaki Hıristiyanları surlara saldırttı. İşin en garibi Avrupalı Hıristiyanlardan Bizans’a birkaç yüz kişilik yardım gelmişken, Osmanlı ordusunda Alman’dan Macar’a, Hırvat’tan Sırp’a kadar binlerce Hıristiyan vardı. Hatta ganimet almak umuduyla şehre saldıran bu Hıristiyanların içerisinde Rum kökenli olanlar bile bulunuyordu...”
Yıldırım Beyazıt’la Ankara’da savaşan Timur, Osmanlı ordusundaki Hıristiyan askerleri diline dolamaktan geri kalmaz, sırf bu nedenle Osmanlı ordusunu kâfir ilan etmeye kadar gider. Fethettiği topraklarda kalıcı yönetimler kurmak peşinde olan Osmanlı için Hıristiyan askerlerin pek sorun edilmediği anlaşılıyor. Yüzbinlik orduda sayısal ve etkinlik bakımdan bir şey ifade etmeyen Hıristiyan asker, Osmanlı kurumsallaşmasının tamamlanmasından sonra (Kanuni dönemi) görülmez. Halil İnalcık’ın da belirttiği gibi birkaç asır içinde zaten hepsi Müslüman olmuşlardır.
Bu konuda alıntı yapılacak pek çok kaynak olmakla birlikte neredeyse tüm çalışmalar Halil İnalcık’ın o meşhur çalışmasına dayanıyor. En büyük heyecanı Balkan halkları yaşamış. Çünkü Osmanlı devrine köle olarak girmediklerini, askerî sınıfta Osmanlı ile beraber olduklarını öğrenmişlerdir. Fakat tımar sisteminin bir sonucu olarak İstanbul’un fethinde binlerce Hıristiyan askerin katılmış olması, bizim için çok bir anlam ifade etmiyor olmalı ki popüler bir karşılığı, fetih günlerinde hatırlanmışlığı yok. Ayrıca herkesin söz söyleyebileceği bir alan olmayıp, Halil İnalcık konunun neredeyse tek otoritesi konumunda.
Konuyu tarihçilerle konuşmak istediğimizde bunu daha iyi anlıyoruz. Osmanlı Tarihi ile ilgili kapsamlı bir kitabı da bulunan, daha çok toplumsal tarih çalışmalarıyla da bilinen bir tarihçiye soru yönettiğimizde “Halil İnalcık’ın söylediği üzerine bir şey söylemek ya da onu tasdik etmek bize düşmez” diyor. Ünlü bir başka tarihçi de ‘binlerce’ sözüne itiraz etmekle birlikte “hocayla ihtilaflı duruma düşmek istemem” diyerek görüş vermek istemiyor.
Büyük saygı duyduğunu belirtip Halil İnalcık’ın söylediklerine açık olarak şerhini koyan kişi Osmanlı ve İslam Hukuku uzmanı Prof. Dr. Ahmet Akgündüz oluyor. Akgündüz’e göre bomba yapımı, köprü inşası, istihbarat gibi teknik ve destek hizmetlerinden yardımcı kuvvet olarak Hıristiyanlar kullanılmıştır ama savaşan grup tamamen Müslümanlardan ibarettir. Akgündüz, Osmanlı askeriye sisteminde Hıristiyan ve Yahudilerin cizye vererek askerlik hizmetinden muaf kılınması geleneğinin Tanzimat’tan sonra bile korunduğunu, ancak ittihatçılarla bozulduğunu söylüyor.
Akgündüz, Halil İnalcık’ın bu yorumuna katılmıyor. Bunun bir araştırmadan çok ‘teori’ olarak nitelendirilebileceğini söylüyor. Büyük hürmet beslediği hocaya bu konuda katılmamasının sebebini hocanın İslam Hukuku alanında herhangi bir yetkinliği olmaması olarak gösteriyor. Akgündüz, Osmanlı tarihini anlamada İslam Hukuku çalışmalarının çok önemli olduğunu belirtirken, Halil İnalcık da bu durumun zaman zaman eksik yorumlara yol açtığını dile getiriyor. Bir sempozyumda Halil İnalcık’la ayaküstü bir görüşmesinde, bu görüşlerini kendisine ilettiğinde her zaman olduğu gibi olgunlukla karşıladığını da ekliyor.
Eğer İnalcık haklıysa bir dua da onlara göndermek gerekiyor. Toprağınız bol olsun!
BALKANLAR’I ANLAMAK iÇiN OSMANLI OKUYORLAR
Anadolu’dan önce Balkanlar’a yönelen ve orada kendine özgü bir sistem kuran Osmanlı, kurduğu sistem ve sağladığı barış (Pax Otamana) ile bugün dünyanın ilgi odağı. Amerika’da okutulan ülke tarihlerinin başında Osmanlı geliyor. Prof. Dr. Cemal Kafadar’a göre bunun basit bir nedeni var. “6 asırlık olaysız Balkan sistemini anlamak.” Prof. Dr. Halil İnalcık’la birlikte Amerika’da bu ilginin doğuşuna sebep olan Prof. Dr. Kemal Karpat’a göre yakın tarihte yaşananlar gözleri Osmanlı’ya dikti. “Son 15-20 yıl içinde Balkanlar’da ve Rusya’da çöküntüler meydana geldi ve buralarda milliyetçilik ortaya çıktı. Sovyetler’in bütün gayretlerine rağmen orada yaşayan 130-140 kavimi 70 sene boyunca asimile edememesi ve nihayet bu rejimin çökmesinden sonra yeni cumhuriyetlerin ortaya çıkması şu düşünceyi doğurdu: Sovyetler bütün imkanlara sahip olmasına rağmen bu milliyetleri memnun edemedi. Diğer taraftan Osmanlı’ya bakıyorsun; çeşitli milliyetlerden kurulu olmasına rağmen 600 sene ayakta durdu.” Üstelik Balkanlar’da 1990’dan sonra olaylar aynı meseleyi şiddetli ve aktüel bir şekilde ortaya çıkarmış, Sırp Boşnak’ı Hırvat Sırb’ı, Makedon Arnavut’u öldürmektedir: “Bakıyorsunuz ki Osmanlı’da bu yok. Osmanlı döneminde Balkanlar’da ve Rusya’da bu gibi milliyetler arasında kavgalar olmadı. İşte bu nedenle, ‘Osmanlı bu kadar farklılığı bir arada nasıl tutabildi, anlayalım bunu, nesi vardı bu adamların’ demeye başlandı.”
Osmanlı Ordusu’ndaki Hıristiyan askerler bu gün tespit edilmiş olmamakla birlikte çok tartışılmayan, gündeme gelmeyen bir konu. 1432 tarihli Arvanit (Arnavut Sancağı) defterine dayanarak çok eski tımar sistemini inceleyen Prof. Dr. Halil İnalcık, Osmanlı Devleti tarafından yerli Hıristiyanların önde gelenlerine tımar verildiğini görür. Tarih biliminde bu önemli bir buluş olarak kayda geçer. 1952 yılında Belleten dergisinde kaleme aldığı makaleyle bunu akademik dünyaya duyurur. İnalcık’ın hayat hikâyesini ve görüşlerini ihtiva eden, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan Tarihçinin Kutbu (söyleşi Emine Çaykara) adlı kitapta anlattığına göre bu tez profesörlüğünün kapılarını açmıştır. Peki, bu tez neden önemlidir?
“Osmanlı Devleti Balkan’da mevcut aristokrasiyi kılıçtan geçirmemiş, aksine tımar vererek Bulgar, Sırp, Arnavut senyörünü yerinde bırakmış, işbirliği yapmış onlarla. Böylelikle Osmanlı Balkanlar’da yüksek sınıfı tımar rejimine sokarak Osmanlılaştırmış ve Müslüman olma şartı koymamıştır.” İşte bu yüzden, İstanbul 1453’te kuşatıldığında Fatih’in ordusunda pek çok Hıristiyan asker vardır.
Tımarlı sipahiler toprak yönetiminin bir parçasıydı. Yükselme döneminden sonra eski popülaritesini yitirse de İstanbul’un fethi tarihinde Osmanlı Devleti’nin en önemli askerî kuvvetlerini teşkil etmekteydi. Sistem bir yönüyle toprağın işlenmesini ve ürün alınmasını sağlarken, diğer yönüyle de devletin asker ihtiyacının karşılanmasını sağlıyordu. İnalcık, Tarihçi’nin Kutbu’nda sistemi şöyle anlatıyor: “Osmanlı Sırbistan’a, Arnavutluk’a, Bulgaristan’a gittiği zaman, diyelim 20-30 köyü olan bir soylu asker var; Osmanlı 30 köyün 20’sini elinde bırakmış, fakat kendisini tımar, zeamet sahibi olarak kaydetmiş defterlere. Başlangıçta dinlerini değiştirmesini de istememiş. Mesela Arnavutluk’ta eski Hıristiyan feodallerin yüzde 35’i Osmanlı tımar sipahisi. Bu, Osmanlı yayılışını, egemenliğini kolaylaştıran bir yöntem. Vesikalarda birkaç nesil tımar sahiplerini Hıristiyan olarak görüyoruz.” Peki, sonra ne oluyor. “Müslümanlarla savaşa gidip gelmek onları İslam’a ısındırıyor; ordunun sahada namazgahta namaz kıldıklarını görüyor, zamanla Müslümanlaşıyorlar. Öyle ki, Hıristiyan tımar, zeamet sahipleri arasında sancakbeyi olanlar var, sonra Müslüman oluyorlar.”
Farklı kaynaklar Osmanlı Ordusu’nda yer alan Hıristiyan askerlerin sadece tımarlı sipahiler grubunda yer almadığını gösteriyor. Graf Marsigli, 1934 tarihli “Osmanlı İmparatorluğu’nun Zuhur ve Terakkisinden İnhitatı (Gerileme) Zamanına Kadar Askerî Vaziyeti” başlıklı çalışmasında sefere çıkan Osmanlı ordusunun sadece kapıkulu askerleri ve tımarlı sipahilerden ibaret olmadığını belirtiyor. “Bunların dışında Kırım Hanlığı’na ve salyaneli (Eflak ve Boğdan) eyaletlere bağlı askerler ile Fransız, Ulah ve Moldovalı askerler de Osmanlı ordusu ile birlikte sefere katılırdı.”
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi’nin İstanbul’un Fethi maddesinde konuya ilişkin birkaç satır bulmak mümkün. “Osmanlı ordusunda bilhassa toprak altında tünel kazan (lağımcı) grup arasında 300 kadar Sırp madencinin bulunduğu, ayrıca Alman, Bohemyalı, Macar ustaların görev yaptığı belirtilir. Silah ve teçhizat yönüyle çok kuvvetli olan orduda asıl gücü Anadolu ve Rumeli tımarlı askerler teşkil etmekteydi.(Prof. Dr. Ferudun Emecen)”
Dr. Erhan Afyoncu, sorularla Osmanlı İmparatorluğu kitabında yağma için gelmiş olan Hıristiyanlara işaret ediyor. “Osmanlı askerleri şehre durdurak bilmeden saldırıyorlardı. Fatih ilk olarak azapları ve ordusundaki Hıristiyanları surlara saldırttı. İşin en garibi Avrupalı Hıristiyanlardan Bizans’a birkaç yüz kişilik yardım gelmişken, Osmanlı ordusunda Alman’dan Macar’a, Hırvat’tan Sırp’a kadar binlerce Hıristiyan vardı. Hatta ganimet almak umuduyla şehre saldıran bu Hıristiyanların içerisinde Rum kökenli olanlar bile bulunuyordu...”
Yıldırım Beyazıt’la Ankara’da savaşan Timur, Osmanlı ordusundaki Hıristiyan askerleri diline dolamaktan geri kalmaz, sırf bu nedenle Osmanlı ordusunu kâfir ilan etmeye kadar gider. Fethettiği topraklarda kalıcı yönetimler kurmak peşinde olan Osmanlı için Hıristiyan askerlerin pek sorun edilmediği anlaşılıyor. Yüzbinlik orduda sayısal ve etkinlik bakımdan bir şey ifade etmeyen Hıristiyan asker, Osmanlı kurumsallaşmasının tamamlanmasından sonra (Kanuni dönemi) görülmez. Halil İnalcık’ın da belirttiği gibi birkaç asır içinde zaten hepsi Müslüman olmuşlardır.
Bu konuda alıntı yapılacak pek çok kaynak olmakla birlikte neredeyse tüm çalışmalar Halil İnalcık’ın o meşhur çalışmasına dayanıyor. En büyük heyecanı Balkan halkları yaşamış. Çünkü Osmanlı devrine köle olarak girmediklerini, askerî sınıfta Osmanlı ile beraber olduklarını öğrenmişlerdir. Fakat tımar sisteminin bir sonucu olarak İstanbul’un fethinde binlerce Hıristiyan askerin katılmış olması, bizim için çok bir anlam ifade etmiyor olmalı ki popüler bir karşılığı, fetih günlerinde hatırlanmışlığı yok. Ayrıca herkesin söz söyleyebileceği bir alan olmayıp, Halil İnalcık konunun neredeyse tek otoritesi konumunda.
Konuyu tarihçilerle konuşmak istediğimizde bunu daha iyi anlıyoruz. Osmanlı Tarihi ile ilgili kapsamlı bir kitabı da bulunan, daha çok toplumsal tarih çalışmalarıyla da bilinen bir tarihçiye soru yönettiğimizde “Halil İnalcık’ın söylediği üzerine bir şey söylemek ya da onu tasdik etmek bize düşmez” diyor. Ünlü bir başka tarihçi de ‘binlerce’ sözüne itiraz etmekle birlikte “hocayla ihtilaflı duruma düşmek istemem” diyerek görüş vermek istemiyor.
Büyük saygı duyduğunu belirtip Halil İnalcık’ın söylediklerine açık olarak şerhini koyan kişi Osmanlı ve İslam Hukuku uzmanı Prof. Dr. Ahmet Akgündüz oluyor. Akgündüz’e göre bomba yapımı, köprü inşası, istihbarat gibi teknik ve destek hizmetlerinden yardımcı kuvvet olarak Hıristiyanlar kullanılmıştır ama savaşan grup tamamen Müslümanlardan ibarettir. Akgündüz, Osmanlı askeriye sisteminde Hıristiyan ve Yahudilerin cizye vererek askerlik hizmetinden muaf kılınması geleneğinin Tanzimat’tan sonra bile korunduğunu, ancak ittihatçılarla bozulduğunu söylüyor.
Akgündüz, Halil İnalcık’ın bu yorumuna katılmıyor. Bunun bir araştırmadan çok ‘teori’ olarak nitelendirilebileceğini söylüyor. Büyük hürmet beslediği hocaya bu konuda katılmamasının sebebini hocanın İslam Hukuku alanında herhangi bir yetkinliği olmaması olarak gösteriyor. Akgündüz, Osmanlı tarihini anlamada İslam Hukuku çalışmalarının çok önemli olduğunu belirtirken, Halil İnalcık da bu durumun zaman zaman eksik yorumlara yol açtığını dile getiriyor. Bir sempozyumda Halil İnalcık’la ayaküstü bir görüşmesinde, bu görüşlerini kendisine ilettiğinde her zaman olduğu gibi olgunlukla karşıladığını da ekliyor.
Eğer İnalcık haklıysa bir dua da onlara göndermek gerekiyor. Toprağınız bol olsun!
BALKANLAR’I ANLAMAK iÇiN OSMANLI OKUYORLAR
Anadolu’dan önce Balkanlar’a yönelen ve orada kendine özgü bir sistem kuran Osmanlı, kurduğu sistem ve sağladığı barış (Pax Otamana) ile bugün dünyanın ilgi odağı. Amerika’da okutulan ülke tarihlerinin başında Osmanlı geliyor. Prof. Dr. Cemal Kafadar’a göre bunun basit bir nedeni var. “6 asırlık olaysız Balkan sistemini anlamak.” Prof. Dr. Halil İnalcık’la birlikte Amerika’da bu ilginin doğuşuna sebep olan Prof. Dr. Kemal Karpat’a göre yakın tarihte yaşananlar gözleri Osmanlı’ya dikti. “Son 15-20 yıl içinde Balkanlar’da ve Rusya’da çöküntüler meydana geldi ve buralarda milliyetçilik ortaya çıktı. Sovyetler’in bütün gayretlerine rağmen orada yaşayan 130-140 kavimi 70 sene boyunca asimile edememesi ve nihayet bu rejimin çökmesinden sonra yeni cumhuriyetlerin ortaya çıkması şu düşünceyi doğurdu: Sovyetler bütün imkanlara sahip olmasına rağmen bu milliyetleri memnun edemedi. Diğer taraftan Osmanlı’ya bakıyorsun; çeşitli milliyetlerden kurulu olmasına rağmen 600 sene ayakta durdu.” Üstelik Balkanlar’da 1990’dan sonra olaylar aynı meseleyi şiddetli ve aktüel bir şekilde ortaya çıkarmış, Sırp Boşnak’ı Hırvat Sırb’ı, Makedon Arnavut’u öldürmektedir: “Bakıyorsunuz ki Osmanlı’da bu yok. Osmanlı döneminde Balkanlar’da ve Rusya’da bu gibi milliyetler arasında kavgalar olmadı. İşte bu nedenle, ‘Osmanlı bu kadar farklılığı bir arada nasıl tutabildi, anlayalım bunu, nesi vardı bu adamların’ demeye başlandı.”
Suyun debisinin ölçülmesinde kullanılan ölçü birimleri ;
Su kaynağının debisinin ölçülmesinde birim olarak "lüle" kullanılmıştır. 1 lüle yaklaşık olarak 26 mm çapında bir borudur ve dakikada 36 litre su akıtır. Günlük yaklaşık 52 m3 su olarak kabul edilir. Şehir içinde yer alan su taksim istasyonlarında bulunan dağıtım sandıklarında kullanılan boruların günlük debisi ise dağıtım yapılan bölgenin ihtiyacına göre ayarlanmıştır ve aşağıdaki gibidir.
1 Hilal 0,5625 lt/Dak. (Günde-0,81 m3)
Çuvaldız 1,125 lt/Dak. (Günde-1,62 m3)
1 Masura 4,5 lt/Dak. (Günde-6,48 m3)
1 Kamış 9 lt/Dak. (Günde-12,96 m3)
1 Lüle 36 lt/Dak. (Günde- 51,84 m3 ~ 52 m3)
Uzunluk ölçüleri ;
Uzunluk ölçü birimi olarak "arşın" kullanılmış olmakla beraber , çarşı arşını ile mimar arşını ( Zira-ı Mimari / Zira ) ve dolayısıyla alt birimleride birbirinden farklıdır.
Çarşı ölçüleri
1 Arşın 0,6858 mt.
1 Rub (urub) 0,0857 mt. (1/8 Arşın)
1 Kerrab (Kirâh) 0,0428 mt. (1/16 Arşın)
1 Endaze 0,6525 mt.
Mimar ölçüleri
1 Arşın (Zira) 0,757738 mt.
1 Parmak (1/24 zira) 0,031572 mt.
1 Hat (1/12 parmak) 0,002631 mt.
1 Nokta (1/12 hat) 0,000219 mt.
Çarşı ölçü birimi ve 68,58 cm'e karşılık gelen Arşın ölçü birimi ile yine bir çarşı ölçü birimi olan ve 65,25 cm'e karşılık gelen Endaze ölçüleri birbirlerine çok yakın değerlerdedir.
Ağırlık ölçüleri ;
1 Çeki (4 Kantar) 225,79832 kg.
1 Kantar (44 Okka) 56,44958 kg.
1 Batman (6 Okka) 7,69767 kg.
1 Okka/Kıyye (400 Dirhem) 1,282945 kg.
1 Dirhem 3,2073625 gr.
1 Miskal 4,5819464 gr.
7 Miskal (10 Dirhem) 32,073625 gr.
1 Denk (1/4 Dirhem) 0,80184 gr.
1 Kırat (1/4 denk) 0,20046 gr.
1 Buğday (1/4 kırat) 0,05011 gr.
Mehmet İzzet'in 1912 baskısı İlm-i Hisab kitabına göre ise ağırlık ölçüleri farklı tarif edilmektedir.
Evzan-ı Kebire ( Büyük ağırlık ölçüleri) ;
1 Çeki 225,978 kg.
1 Kantar 56,450 kg.
1 Batman 7,692 kg.
1 Kıyye 1,282 kg.
Evzan-ı Mutavassıta ( Orta ağırlık ölçüleri) ;
1 Dirhem 3,207 gr.
1 Miskal 4,810 gr. ( 1,5 Dirhem )
1 Denk 0,80175 gr. ( 1/4 Dirhem )
Evzan-ı Hafife ( Hafif ağırlık ölçüleri) ;
1 Kırat 0,20043 gr. ( 1/4 Denk )
1 Bağdadi 0,0501 gr. ( 1/4 Kırat )
1 Fitil 0,0125 gr. ( 1/4 Bağdadi )
1 Nakir 0,00626 gr. ( 1/2 Fitil )
1 Kıtmır 0,00313 gr. ( 1/2 Nakir )
1 Zerre 0,00156 gr. ( 1/2 Kıtmır )
Alan Ölçüleri ;
1 Hektar = ( 11 Dönüm ) = 10.105,337 m2 = ( 17.600 zirakare )
1 Dönüm = ( 4 Evlek ) = 918,667 m2 = ( 1.600 zirakare ) = ( 40 x 40 zira )
1 Evlek = 229,666 m2 = ( 400 zirakare ) = ( 20 x 20 zira )
1 Zirakare= 0,57416 m2
Çepnilerin Anadolu'nun Türkleştirilmesindeki Yeri Ve Önemi - 1
Araştırma Doç.Dr. Ali Çelik
Anadolu’nun bir Türk vatanı olmasında çok önemli rol oynadıkları tarih otoriteleri tarafından kabul edilen Çepnilerin Anadolu’daki varlıkları 12. yüzyıla kadar gitmektedir.
Bunların Anadolu’ya nasıl geldikleri,nerelere yerleştikleri,nasıl yayıldıkları hakkında ise ayrıntılı bilgiye sahip değiliz.12. ve 13. yüzyıllara ait belgeler daha çok Çepni varlığından ve onun menşeinden söz etmekte,daha sonraki yüzyıllarda ve özellikle16.yüzyıldan itibaren tutulmaya başlayan Osmanlı tahrir defterlerinden alde edilen bilgiler,Çepnilerin Anadolu’nun iskanında ve Türkleşmesinde oynadıkları büyük rolü ortaya çıkarmaktadır.
Su kaynağının debisinin ölçülmesinde birim olarak "lüle" kullanılmıştır. 1 lüle yaklaşık olarak 26 mm çapında bir borudur ve dakikada 36 litre su akıtır. Günlük yaklaşık 52 m3 su olarak kabul edilir. Şehir içinde yer alan su taksim istasyonlarında bulunan dağıtım sandıklarında kullanılan boruların günlük debisi ise dağıtım yapılan bölgenin ihtiyacına göre ayarlanmıştır ve aşağıdaki gibidir.
1 Hilal 0,5625 lt/Dak. (Günde-0,81 m3)
Çuvaldız 1,125 lt/Dak. (Günde-1,62 m3)
1 Masura 4,5 lt/Dak. (Günde-6,48 m3)
1 Kamış 9 lt/Dak. (Günde-12,96 m3)
1 Lüle 36 lt/Dak. (Günde- 51,84 m3 ~ 52 m3)
Uzunluk ölçüleri ;
Uzunluk ölçü birimi olarak "arşın" kullanılmış olmakla beraber , çarşı arşını ile mimar arşını ( Zira-ı Mimari / Zira ) ve dolayısıyla alt birimleride birbirinden farklıdır.
Çarşı ölçüleri
1 Arşın 0,6858 mt.
1 Rub (urub) 0,0857 mt. (1/8 Arşın)
1 Kerrab (Kirâh) 0,0428 mt. (1/16 Arşın)
1 Endaze 0,6525 mt.
Mimar ölçüleri
1 Arşın (Zira) 0,757738 mt.
1 Parmak (1/24 zira) 0,031572 mt.
1 Hat (1/12 parmak) 0,002631 mt.
1 Nokta (1/12 hat) 0,000219 mt.
Çarşı ölçü birimi ve 68,58 cm'e karşılık gelen Arşın ölçü birimi ile yine bir çarşı ölçü birimi olan ve 65,25 cm'e karşılık gelen Endaze ölçüleri birbirlerine çok yakın değerlerdedir.
Ağırlık ölçüleri ;
1 Çeki (4 Kantar) 225,79832 kg.
1 Kantar (44 Okka) 56,44958 kg.
1 Batman (6 Okka) 7,69767 kg.
1 Okka/Kıyye (400 Dirhem) 1,282945 kg.
1 Dirhem 3,2073625 gr.
1 Miskal 4,5819464 gr.
7 Miskal (10 Dirhem) 32,073625 gr.
1 Denk (1/4 Dirhem) 0,80184 gr.
1 Kırat (1/4 denk) 0,20046 gr.
1 Buğday (1/4 kırat) 0,05011 gr.
Mehmet İzzet'in 1912 baskısı İlm-i Hisab kitabına göre ise ağırlık ölçüleri farklı tarif edilmektedir.
Evzan-ı Kebire ( Büyük ağırlık ölçüleri) ;
1 Çeki 225,978 kg.
1 Kantar 56,450 kg.
1 Batman 7,692 kg.
1 Kıyye 1,282 kg.
Evzan-ı Mutavassıta ( Orta ağırlık ölçüleri) ;
1 Dirhem 3,207 gr.
1 Miskal 4,810 gr. ( 1,5 Dirhem )
1 Denk 0,80175 gr. ( 1/4 Dirhem )
Evzan-ı Hafife ( Hafif ağırlık ölçüleri) ;
1 Kırat 0,20043 gr. ( 1/4 Denk )
1 Bağdadi 0,0501 gr. ( 1/4 Kırat )
1 Fitil 0,0125 gr. ( 1/4 Bağdadi )
1 Nakir 0,00626 gr. ( 1/2 Fitil )
1 Kıtmır 0,00313 gr. ( 1/2 Nakir )
1 Zerre 0,00156 gr. ( 1/2 Kıtmır )
Alan Ölçüleri ;
1 Hektar = ( 11 Dönüm ) = 10.105,337 m2 = ( 17.600 zirakare )
1 Dönüm = ( 4 Evlek ) = 918,667 m2 = ( 1.600 zirakare ) = ( 40 x 40 zira )
1 Evlek = 229,666 m2 = ( 400 zirakare ) = ( 20 x 20 zira )
1 Zirakare= 0,57416 m2
Çepnilerin Anadolu'nun Türkleştirilmesindeki Yeri Ve Önemi - 1
Araştırma Doç.Dr. Ali Çelik
Anadolu’nun bir Türk vatanı olmasında çok önemli rol oynadıkları tarih otoriteleri tarafından kabul edilen Çepnilerin Anadolu’daki varlıkları 12. yüzyıla kadar gitmektedir.
Bunların Anadolu’ya nasıl geldikleri,nerelere yerleştikleri,nasıl yayıldıkları hakkında ise ayrıntılı bilgiye sahip değiliz.12. ve 13. yüzyıllara ait belgeler daha çok Çepni varlığından ve onun menşeinden söz etmekte,daha sonraki yüzyıllarda ve özellikle16.yüzyıldan itibaren tutulmaya başlayan Osmanlı tahrir defterlerinden alde edilen bilgiler,Çepnilerin Anadolu’nun iskanında ve Türkleşmesinde oynadıkları büyük rolü ortaya çıkarmaktadır.



















